masafuso hayatın öteki yüzü...
Arama :
İletişim



masafuso - hayatın öteki yüzü...

Oval Düşler


    OVAL DÜŞLER


   Loş sokak lambaların aydınlattığı yolda hızla ilerliyordu. Akşamın en çok bu vaktini severdi; kızıla kesmiş bir gökyüzü, yuvalarına gitmekte olan zavallı kuşların veda cıvıltıları. Nefret ettiği sonbahar ayı olmasına rağmen içi içine sığmıyordu; okulun çıkışındaki asfalt yola düşen ölü yapraklar bile sevgilerini sunuyorlardı ona. Üzerlerine basarak karşılık verdi onlara; dudaklarında tutamadığı bir gülümseyişle adımlarını sıklaştırdı. Işıklarda karşıya geçerken üzerine süren arabaya dahi aldırmadı, sadece kenara çekildi. Bekleyen öğrencilerin seslerini duyuyordu şimdi ve onların homurtularını. Malum, sınav zamanıydı ve hepsi sorular üzerine koyu bir tartışmaya girmişlerdi. Onun duyduğuysa homurtular değil bir şarkıydı ve dinledikçe keyifleniyordu. Işık yanınca karşıya geçmeye başladı mutsuz öğrencilerin arasında ve kaldırımda salep satan adamla göz göze geldi. Havalar soğumaya başlayınca gelmişti üniversite yakınına ve bir hayli de müşterisi vardı çoğu zaman. Son bir haftadır yaptığı şeyden vazgeçti ve salep içmek için durmadı; adama sadece selam vererek yoluna devam etti. Satıcı adam arkasından şöyle bir baktı ve tekrar pazarcı edasıyla öğrencileri çağırmaya başladı salep tezgahına.


     Dairesinin olduğu apartmana girince şöyle bir soluk aldı; üşüyen ellerini ovuşturarak merdivenlere doğru yöneldi. İlerideki asansörden bir grup öğrenci iniyordu ve onlara başıyla selam verdi. Dairenin kapısına gelince zile bastı, Zafer okuldan dönmüş olmalıydı. Kısa bir bekleyiş: kimse yok. Çantasını yere bırakıp elini cebine attı ve anahtarını çıkarıp kapıyı açtı. Ev yine havalandırılmamıştı ama gayet sıcaktı. Ayakkabılarının bağcıklarını çözdü ve çantasını içeri aldı, kapıyı kapadı. Yan dairedeki kızlar yine eğleniyorlardı, muhtemel bir olay üzerine ardı ardına kahkahaları patlatıyorlardı. O da kendini gülmekten alamadı ve her zaman yaptığı gibi duvara birkaç tık vurdu; bu sefer amacı uyarı değil desteklemekti onları; hayat enerjilerini kıskandı ve artan kahkahalara içten bir gülümseyişle karşılık verdi; keşke onlar kadar dinamik olabilseydi.


      Nihayet gözleri çantasına kaydı ve içini bir ürperme aldı. Korku, heyecan ve merak üçgeninin tetiklediği bir stress akımı hızla midesine doğru yol aldı. Sanki unutulmaya yüz tutmuş bir tarafını yeniden hatırlıyordu ve yıllar önce hissettiği tutku tekrar yüreğine oturuverdi. Titreyen ellerini görünce kendisinden utandı ve düştüğü hali gözlerinin önüne getirince gülünç bir durumda olduğunu farketti. Tüm rasyonelliğinden uzaklaşmıştı ve karşıdaki aynadan yansıyan yüze dikkatlice baktı; hayır, bu kendisi olamazdı. Başka zaman gülüp geçtiği safsatalara şimdi kendisi düşmüştü ve kendini durduramıyordu. Tekrar ellerine baktı ve biraz sakinleştiğini hatırladı; derin bir nefes alarak çantayı açtı. Tüm bunlara sebep olan nesneyi eline aldı; janjanlı plastiğe sarılı bir kutu, bir hediye! Pek hafif sayılmazdı ve üzerindeki notu dikkatle okudu: “Hissettiğimi anla!” Defalarca okumasına rağmen yine heyecanlandı ve kalp atışları hızlandı. Tekrar titriyordu elleri ve üşüdüğünü farketti, ama umurunda değildi.

        
        Bir an Merve’yi düşündü ve onun kapkara gözlerini. Sanki karşısındaydı ve paketi ona yeni uzatıyordu. Her zamanki gibi yine oldukça şık giyinmişti; kendine hastı. Üniversitedeki kızlardan farklı bir yeri vardı onun için. Nedenini bilmediği halde her konuştuğunda heyecanlanıyordu onunla konuşurken. Bunun nedenleri üzerine uzun uzadıya düşünmüştü ama herşeyi belirli bir mantık çerçevesine oturtup materyalist bir açıdan değerlendiren o, her muhabbetlerinde kendini kaybediyordu. Bunu gözardı edebilmek için de her fırsatta Merve ile dalga geçer bir tarzda konuşur ve bazen bilerek onu sinirlendirirdi. Daha geçen hafftasonu birlikte gittikleri tiyatro oyununda bunu yaşamıştı. Oyun Hititlerin ünlü bir kraliçesinin, tüm gelenekleri ve tanrıça Tavananna’yı hiçe sayıp, hasta yatağındaki kralı aldatması hakkındaydı. Oyun tarihi ve mitolojik (normal bir izleyicinin bilemeyeceği)birçok öğeyle doluydu.Tarihe çok düşkün olduğundan konuya hakimdi ve Merve’nin sorduğu tüm sorulara cevap verebilmişti. Fakat her gözgöze geldiklerinde kelimeler sanki dilinde hapsoluyor ve net cevaplar veremiyordu. Üstüne üstük buna bir de Merve’ye karşı kendini ispatlama çabası ve özgüvenini yitirdiği hissi eklenince yapacağı tek şey vardı; gözlerini kaçırmak ve tatlı bir şekilde alay etmek: ”Aa, sen de hiçbirşey bilmiyormuşsun be kuzum!”


       Bu, ona göre bir tür teslim olmamaydı, çünkü kendinin açık noktasını iyi biliyordu ve aklınca bir tür savunma mekanizması geliştiriyordu. Aşk mı? Bu yalanı en iyi bilen oydu ve kesinlikle bu tür oyunlara gelmeyecekti. Çeşitli çıkarlar için kullanılan bu ütopya türü kavrama herkes deli gibi inanıyordu, belki de inandığını sanıyordu. Ama o böyle bir oyuna gelmeyecek kadar bilinçliydi. Yoksa sürüden hiçbir farkı kalmazdı ve birey olma yolunda büyük bir darbe yemiş olacaktı. Aşk yalanı ona göre bir zayıflıktı ve toplum bu yumuşak karnı en iyi şekilde sömüren bir canavardı. Öyle ise neydi; işte bunu o da bilmiyordu. Sonra paketi verirkenki halini hatırladı Merve’nin. İfadesiz, heyecanlı ve utangaç bir halde uzatmıştı hediyeyi ders çıkışında: “Bu senin için.” Yıllar sonra hissettiği heyecan dalgası tüm benliğini kapladığında arkadaşları arkasından gelmesi için sesleniyordu. Onlara işi olduğunu ve kendisini beklememelerini söyleyip öylece oturdu sıraya. Herkesin çıktığından emin olduktan sonra gözyaşları birer birer süzüldü yanaklarından; masum yılları geldi aklına; masum düşünceleri; masum ümitleri... Gözlerini silip ayağa kalkması fazla vaktini almadı; sonuçta acı tecrübelerinden bunu iyi öğrenmişti.


    İşte şimdi onun düşüncesi bile yüreğini ağzına getirmeye yetmişti. Herşeye rağmen kendine hakim oldu ve parmakları yavaşça pakete uzattı. Ne olabilirdi acaba? Bir kalem, bir parfüm, bir ...? Aslında ne olduğundan çok hediyenin amacını merak ettiğini çok iyi biliyordu. Yoksa Merve henüz adlandıramadığı duygularını farketmiş miydi? Sesi de tuhaf çıkmamış mıydı hediyeyi verirken? Yeniden başka deryalara dalacağını bildiğinden paketi açmaya karar verdi. Önce kurdelaları söktü, sonra plastik cildi çıkardı. Renksiz bir kutu vardı elinde ve kenarları bantlarla tutturulmuştu. Bu garip ambalaj daha da merakını arttırdı ve bantları sökmeye başladı. Kutudan bir ayna çıktı, çerçevesizdi ve oval şekilde kesilmişti. Tam aynayı eline alıp incelerken kapı çaldı ve kalkıp kapıyı açmaya gitti. Gelen Zafer’di ve onu görmesiyle yüzünün şekli değişti. “Abi neyin var bu ne hal ya? Yüzün bembeyaz kesmiş bir sorun falan mı var?” Kendini kötü hissediyordu, fakat dışarı da yansıttığını düşünememişti: “Ha, yok ya bişeyim, uykusuzum biraz, ondandır...” Sonra odasına döndü ve kabusuna kaldığı yerden devam etti. “Haddini bil!” “Haddini bil!” Beyninde yankılanan bu uğursuz iki kelimeyi evirip çevirmeye başladı. Tuhaf bir hediye, üzerine kırmızı harflerle yazılmış iki kelime: ”Haddini bil!”


      Amaçsızca kendini sokağa attı, aynı salepçinin önünden geçti ve ormanın girişindeki parka daldı. Akşamın bu saatinde pek gelen geçen yoktu, sadece birkaç öğrenci ellerinde kitaplarla üniversiteye doğru gidiyorlardı. ” Haddini bil!” Bütün hayatını haddini bilerek yaşamıştı ve bu lafı en zayıf yanından duymuştu, Merve’den. Muhtemelen ders arasındaki sohbete gönderme yapmıştı Merve ve şaka yollu yaptığı aşağılamasını kastetmişti. Tam hatırlamıyordu ve galiba Herman Hesse’nin yazdığı bir eser üzerine konuşurken Merve’nin konu hakkında bişey bilmemesiyle dalga geçerek ona “cahil” demişti. Ama bu kadar basit bişey miydi bu öfkenin nedeni? Sadece bir şaka olduğunu anlamamış mıydı? Ya gelirken kurduğu hayaller? Acaba o hiç adlandıramadığı duygulardan hiç haberi yok muydu Merve’nin; en çok ona değer verdiğini bilmiyor muydu? Ya aynaya ne demeli? Bir aynaya bakmak zorunda kalacak kadar bencil miydi? O kadar yüksek mi görüyordu kendisini? Yoksa sadece bir şaka mı yapmıştı?


     Tekrar yürümeye koyuldu; havanın artık iyiden iyiye soğuduğunu hissetti. Sokak lambalarından biri yanıp yanıp sönüyordu; aydınlanıp kararan bir yol vardı, dümdüz uzayıp giden. Ayağının altındaki ölü yaprakların şarkısını duyuyordu şimdi; akşamki kadar neşeli söylemiyorlardı oysa. Uzaktan bir köpek ulumasını duydu, yalnız gecenin içinde eriyip gidiyordu...


Erhan Şen


(24.11.2009)


 







Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen::09.01.2010, 12:37 (UTC)
masafuso
masafuso
Kapalı

erhan' dan bir gencin karmaşık duygulara ve hayata karamsar bakış açısıyla ilgili güzel bir öykü... emeğine sağlık erhancım...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Mesajınız:

Bugün 1 ziyaretçi (26 klik) kişi burdaydı!
*** hayatın öteki yüzüne hoşgeldin *** *** eğer elinde sitemizde yer almasını istediğin herhangi bir şey varsa masafuso@aol.com elektronik posta adresimize gönderebilirsin. ***
                image                
Yeni Haberler :

“Her şeyim var şimdi. Bir evim, bir arabam… İşim var ve bol param… Sağlıklıyım ve hâla güzelim. Bir sürü tanıdığım var, bir sürü arkadaşım ve dostçuklarım…

Müziğin sesiyle uyandı , akşamdan kalma bir zihinle bulanık rüyasından uyanmıştı...İçki kadehleri vardı yerlerde. Sonra derin bir nefes aldı yapmak istediği tek şey hayallerinin ritmini duyabilmekti. Uykuya çok düşkün...

Utancından kıpkırmızı olmuş bir surat arıyordu. Evet, çevresinde hali hazırda yeterince çok kırmızı surat vardı; ancak yüzlerinin kızarmış olduğunun çok da farkında değillerdi...

Ay gökte mavimsi bir renk almıştı o gün. En güzel rengi, en güzel hali... Gözlerini hiç kapatmak istemiyordu Kurt, hiç uyumak istemiyordu...

İçinde değerli sandığı bir şeyleri, bir dostluğu kurtarma arzusuyla atıştıran tatlı yağmurun altında küçük adımlarla ilerliyordu.. kafasında türlü türlü düşünceler belli belirsizdi...

Loş sokak lambaların aydınlattığı yolda hızla ilerliyordu. Akşamın en çok bu vaktini severdi; kızıla kesmiş bir gökyüzü, yuvalarına gitmekte olan zavallı kuşların veda cıvıltıları. Nefret ettiği sonbahar ayı olmasına rağmen...

yine döktüm tüm yapraklarımı / bir bir haykırdılar dallarımdan koparken...

bugün binlerce hayal aktı gözlerimden / önce anılarımla kuruladım onları...

Koskoca bir yaz tatilinden sonra, yine okulun başlama zamanı gelmiş çatmıştı. Mustafa ders kaydını yapmış, rahat bir şekilde yeni dönemin başlamasını bekliyordu....

Sıcak, sıkıcı bir yaz günüydü. Odasının penceresinden bakan Serdar, evin bahçesindeki dutun yaprağının bile kıpırdamadığının farkına vardı....

Masafuso yeni yüzüyle artık daha renkli.Çalışmalarımız devam ediyor...

Zeki Müren
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=